Ağustos ortası – TADYA sebzelerinde durum

Önceki hafta Tahtacıörencik Köyü’ndeki sebze bostanlarının durumunu anlatmıştık. Elşverişsiz hava koşullarına sulama zorlukları da eklenmişti ve durum pek de iç açıcı değildi: 2 Ağustos TADYA’dan Haberler
 
Sulama için destek çağrımıza karşılık veren, yardım eden arkadaşlar oldu. Geçtiğimiz iki hafta içinde bostanlarda dört kez sulama yapıldı. Şimdi sebzelerin durumu iyi. Gerçi Ankara’da neredeyse hiçbir yerde bu yıl sebze çok iyi olmadı, bizim tarlaların da pek tadı yok ama yine de iyi.
 
Umuyoruuz ki şimdiden itibaren Duran ve Araç aileleri Pazar günleri Ayrancı Organik ve Üretici Pazaryerleri’nde yerlerini alacaklar. Çayyolu Pazarı için ise henüz yeterince ürün yok.
 
Domates çeşitlerinden ilk çıkanlar Yalova Atatürk Bahçe Bitkileri Merkezi’nden edinilen iki organik domates çeşidi oldu. Biraz etli ve bizim kendi yerli çeşitlerimize göre daha az sulular. Ama çok lezzetliler. Beğeneceğinizi düşünüyoruz. Bundan sonraki haftalarda diğer 6-7 çeşit de dökmeye başlayacaktır.
 
Bir de hatırlatma: Eğer TADYA‘dan edindiğiniz bir üründen memnun kalmazsanız lütfen bize bildirin. Mutlaka telafi edilecektir. Geçmişte de zaman zaman ürün kalitesinde istemediğimiz durumlar oldu (fazla yağlı kıyma, az yağlı süt, vs.). Bunlar sonrasında düzeltildi. Şu anda uzun zamandır kullanılmayan arazilerde tamamen ilaçsız doğal tarım yapılıyor. Gençler tarımı yeni yeni öğreniyorlar. Olur ki, bazı domateslerin içinde kurt deliği olur veya salatalıklar biraz kart olur. Lütfen son yapacağınız şey bize küsmek olsun. TADYA üreticileri olası hataları telafi etmek ve size her ürünün en iyisini, en kalitelisini sunmak için uğraşacaklardır.
Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

TADYA’dan haberler, bu kez biraz keyifsiz

Bu yıl Tahtacıörencik köyünde, çok küçük ölçekte üretim yapanların dışında, 4-5 aile sebze üretimi için çalışıyor.

Bunlardan TADYA üreticisi olan Duran ve Araç ailelerinin toplam 15 dönüm kadar ekili alanı var.

Bu yıl gece sıcaklıkları yakın zaman öncesine kadar düşüktü. Bu sebeple sebzelerin gelişimi yavaş oldu. Haziran ayında yağan dolu da kimi yerde çok, kimi yerde az zarar verdi. Bu da sebzelerin gelişimini yavaşlattı. Duran, Araç ve İnce ailelerinin ve Orkun’un sebze ektiği Yeleş mevkiinde bir açık su deposu kazılmıştı ve Süvari Çayı’ndan su basmak için boru döşenmişti. Hasat gecikti ve dolayısıyla parasal gelirin başlaması de gecikti. Şimdi depoya su basmak için mazot parası bulmakta zorlanıyorlar. Sebzeler az sulandığı için de yeterince meyve oluşmuyorlar. Yani bir kısır döngü başladı: Sulama için sebze çıkması ve satılması lazım, ama sebze çıkması için de sulama lazım. Bugün İbrahim tarlalara gitti, yarın pazaryeri için ürün toplamak üzere. Ama ürün az, olanlar da küçük, buruşuk vs. Mesela biberler kartlaşmış kızarmış, salatalıklar acımış. Pazara gelemeyecek, adreslere ürün de dağıtamayacak. Köyde doğal üretim yapan bir diğer arkadaşımız Necati Cebeci’nin bostanlarına da inek girmiş, epey hasar var…

Henüz hasat döneminin başı ve bostanlara iyi bakılırsa en az 3 ay boyunca çok güzel ürün çıkabilir. Ama şu anda durum biraz keyifsiz. Hep güzel gelişmeleri paylaşıyorduk bu sefer böyle olmadı, yine de ahvalimizi anlatalım dedik…

Yarın Nihal ve ben (Ceyhan) köye gidiyoruz. Ağustos ayı boyunca kalmayı planladığımız evin temizliğini yapacağız. Köydeki durumları daha yakından gözlemleyip elimizden geldiğince katkı vermeyi, bundan sonrasında sizlere daha güzel haberler verebilmeyi diliyoruz

EK: Bugün (3 Ağustos Pazar, yukarıdaki yazının bir gün sonrası köydeydik ve bostanlara da gittik. Durum anlattığım gibi; şimdilik pek iyi değil ama bir iki hafta sulamayla (damlama) oldukça iyi hale gelir. Sebzelerden fotoğraflar da paylaşıyorum. Bazılarının üzgün göründüğünü fark edeceksiniz. Kuruyan sebzeler de var ama neyse ki fazla değil:

https://plus.google.com/105888018666610542405/posts/43DbW8fx66g

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

14-15 Haziran, Tahtacıörencik Programı’ndan Fotoğraflar

14-15 Haziran 2014 haftasonunda, ANkara 2. Ekolojik Yaşam Günleri programı dahilinde, iki günümüzü köyde geçirdik. Köy programı aşağıdaki gibiydi ve aşağı yukarı (atölyeler dışında) bu şekilde gerçekleştirebildik:

Tahtacıörencik Köyü’nde Gerçek Gıda Şöleni
14 Haziran, Cumartesi
  • Köylüler ve üreticilerle tanışma
  • Seminerler (Doğal üretimde başarı öyküleri, permakültür ve ekolojik tasarım, aracısız satış ve katılımcı onay sistemleri, kırsal turizm …)
  • Öğle ve akşam yemekleri: Gerçek gıda ile köy sofrası
  • Gece köy evlerinde kalma
15 Haziran, Pazar
  • Kahvaltı ve sohbet masaları
  • Köy ve çevresinde gezi
  • Süvari Çayı ve tarım alanları gezisi
  • Öğle yemeği
  • Paylaşım çemberi ve hayal atölyesi
  • Gerçek gıda/doğal üretim atölye çalışmaları (Ekmek, erişte, peynir, merhem)

Fotoğrafları çeken ve paylaşan arkadaşımz Mert Altıntaş’a teşekkürlerimizle:

14-15 Haziran Güdül-Tahtaciorencik programından fotoğraflar

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

Tahtacıörencik’ten ve TADYA’dan haberler

Köyümüzden haber etmeyeli epey oldu. Köyün doğal ürünlerini talep ederek üreticilerini destekleyen, sürece katkı sunan ve bizlerle gönül birliği yapan arkadaşlarımıza daha sık yazmak istiyoruz aslında. Uzun aralar vermemizin sebebi tahmin edebileceğiniz gibi işlerimizin yoğunluğu. Bizim ailecek şehirde pek çok meşguliyetimiz var, köyde çalışan arkadaşlar da geçim çabasında.

İki aydır köyde en fazla emek verilen iş, sebze üretimi için arazilerin hazırlanması. TADYA üreticilerinden Duran ailesi, Araç ailesi ve çoktan köy ahalisine karışmış olan arkadaşımız Orkun epeydir çalışıyorlar. Tohumların ekilmesi, fidelerin büyütülmesi, arazilerin sürülüp hazırlanması, su deposu olarak bir gölet kazılması, damlama sulama boruları, motorlar, arazinin çitlenmesi… Daha da hepsi bitmedi. Borçla harçla, destekle, çokça işbirliği ve emekle tünelin ucu göründü. Güdül Belediyesi’nin boru desteği oldu, Kaymakamlık’tan da bir miktar destek bekliyoruz. Uzun zamandır tarım yapılmayan ve sulama altyapısının bulunmadığı bir yeri üretime kazandırmak istiyoruz. Burası aynı zamanda çiftlik evimizi yapmak istediğimiz araziye bitişik.

Bu arada; çiftlik evi planımızla ilgili son durum ile ilgili uzun zamandır yazmak istiyoruz. Özellikle de bize bu süreçte destek olmuş olan arkadaşlarımızı bilgilendirmek için. Şimdilik kısaca söz edelim. Uzun uğraşlardan sonra, 29 Mart’ta, ahşap taşıyıcılı ve saman balyası dolgulu bir kır evi için yapı ruhsatını aldık. İl Özel İdaresi kapanıp bu işler Belediye’ye geçmeden hemen önce. Matthieu ve Ece ile birlikte çalışarak evimizin tasarımını da tamamladık. Şimdi sıra malzeme araştırmasına geldi. Bu yaz evin yapımına başlamak istiyoruz ama doğrusu tam olarak gözümüz kesmiyor. Çünkü hem zaman hem de para lazım ve ikisiyle de ilgili durumumuz belirsiz. Daha net olan planımız ise, Haziran ortası gibi köyün içinde yer alan bir evin eksiklerini giderip yaz aylarımızı orada geçirmek. Bunu yaparsak kendimize, TADYA’ya, köye ve belki daha geniş çevrelere sürdürülebilirlik yolunda daha fazla katkı verebileceğimizi umuyoruz.

Sebze üretim çalışmalarımızdan bahsediyordum. TADYA üreticileri 2’şer 3’er dönümlük alanlarda, toplam 30 dönüme yakın yerde sebze yapmayı planlıyorlar. Elbette tamamen doğal tarım yöntemleriyle. Fakat bu aşamada toprak işleme ve sebze yetiştirmede geleneksel yöntemleri (toprağın derin srülmesi dahil) kullanıyoruz. Çünkü öncelikli olarak köyde yapıldığı şekliyle işi öğrenmemiz gerekiyor. Yavaş yavaş bütüncül arazi tasarımı, egro-ekoloji ve permakültür yöntemlerini uygulamayı ve çevredeki doğayla uyumlu döngüsel sistemler yaratmayı istiyoruz. Aşılacak epey zorluk var; arazi mülkiyeti, kolektif çalışmalarda daha fazla uyum, ürün işleme ve aracısız satış kanallarının güçlenmesi vs.

Seramıza bu yıl çok az şey ekebildik. Aşağıda kabak, fasülye ve karalahanalardan bir görüntü var. Biliyorsunuz TADYA üreticilerinin sebze dışında da ürünleri var. Kışın ve baharda öne çıkan üretim kalemleri et-et ürünleri, süt-süt ürünleri ve buğday-unlu ürünler. Bütün bunların DBB doğal üretim ölçütlerine uygun olması konusunda hassasız.

10312486_250775981790440_70125634789455539_n​   10320351_245601005641271_8700828852947656675_n

Örneğin yarın Ankara’da talep edenlere evlere et-kıyma teslimi yapılacak. Bugün İbrahim ve Necati Abi köyden 100 km uzağa, Mihalıççık’taki Gürleyik Köyü’ne gittiler. Bir süredir yakından tanıdığımız ve ahbap olduğumuz değirmenci Bahattin Usta’nın, oğullarının ve gelinin yanına. Çünkü bu aşamada grubun talep ettiği miktarda et miktarını sağlayacak dana bulamadılar. Doğrusu köyde ve çevresinde danalar var ama, dışarıda serbest otlayan ve hiç endüstriyel yem yemeyen hayvanlar olması gerekiyor.

Süt konusundan da bahsedeyim. Uzun zaman, köydeki küçük üreticileri de destekleyecek bir model için çalıştık. Duran ve Araç aileleri güvendikleri üreticilerin sütlerini de dağıtıma veya pazaryerindeki stantlarına dahil ettiler. Fakat bütün iyi niyetimize ve çabamıza karşın zaman zaman süt sağlayanların sütün yağını aldığını gördük. Bu sebeple TADYA üreticileri artık sadece kendi ineklerinden ve yakınlarındaki birkaç aileden az miktarda süt getiriyorlar.

Son olarak unlu mamüllerin girdilerinden bahsedeyim. Unumuzu uzun zamandır Gürleyik Köyü’ndeki su değirmeninde, Bahattin Usta öğütüyor. Oradan birkaç resim:

DSC02343    DSC02342    DSC02339  

Zorlandığımız konu doğal tarımla yetişmiş buğdaya erişim ve bunun maliyeti. Çeşitli gübrele, katkılar ve ilaçlarla desteklenen buğdaylara göre verim çok düşük oluyor, genellikle yarısı kadar. Gerçi normali bu, çünkü konvansiyonel tarımda toprağın kendi gücüyle besleyebileceğinden çok daha fazla buğday yapay desteklerle yetiştiriliyor. Şimdiye değin köyde kendi ürettiğimiz karakılçık ve sarı buğdayları, zaman zaman da küçük miktarda doğal üretim yapan köylülerden ve Bahattin Usta’dan edindiğimiz doğal tarım buğdayını kullandık. Bu yaz yine karakılçık ve sarı buğdaylarımızı hasat edeceğiz ama miktar kısıtlı. Arkadaşımız İdris Oğuzhan da Yozgat’ta az miktar karakılçık ekti. Bunların yetersiz kalması durumda bir olanak, yine Bahattin Usta’nın 20 dönüme ektiği Tosunbey buğdayı olacak. Birkaç hafta önce ailecek gittiğimizde bu buğday tarlasının fotoğaflarını çektik (üçüncü fotoğraftaki, 8 kardeşten köyde kalmış olan iki oğlanın büyüğü, Yüksel):

DSC02442 DSC02439 DSC02435 DSC02421

Tarlalarında ot ilacı/böcek ilacı/hormon vs. kesinlikle kullanmıyorlar. Fotoğraflarda buğdayların arasındaki yabani otları görürsünüz. Bu tarlada sadece ekim sırasında az miktarda, dönüm başına 15 kg DAP (azot+potasyum) gübresi atmışlar. Bizlerin desteği olursa gelecek yıllarda bu uygulamayı da bırakmaya ve yeşil gübre gibi tamamen doğal yöntemlere geçmeye istekliler. Bildiğiniz gibi yapay gübreler DBB’nin ve TADYA’nın doğal üretim ölçütlerine uygun değil. Ancak yakınlarda bulabildiğimiz en doğal buğday üretimi bu. Bu konuyu daha sonra gruba danışacağız. Bahattin Usta ve oğullarının köy yaşamındaki onurlu direnişlerinin hikayesini de ayrıca yazmak isterim. İpucu olması için şu kadarını söyleyim: Bir çift öküzleri var ve bütün köydeki tarlaları onlar sürüyor (yukardaki iki yakışıklı; öndekinde biraz montofonluk var, arkadaki ise saf kara sığır ve çok kuvvetli).

TADYA olarak önümüzde fırsatlar olduğu kadar zorluklar da var. Ürünlere talep istikrarlı değil. Talep eskiye göre biraz daha az, üretici pazar yerine rağbet de ekisi kadar değil. En önemli sebeplerin ürün niteliklerindeki değişkenlikler, fiyatlar ve güven olduğunu tahmin ediyoruz. Fiyatların konvansiyonel ürünlere göre yüksek olması konusunda elden bir şey gelir mi bilmiyorum (bkz. “Gerçek Gıda Ucuz Olabilir mi?” başlıklı yazım). Ürün standartları ve alıcılarda güvenin yerleşmesi ise TADYA üreticilerine ve koordinatörlerine bağlı. Sorunlar çıktıkça birlikte çözerek ve alıcılarımızla/destekçilerimizle insani bağlarımızı güçlendirerek bunu başarabiliriz.

Talebin istikrarlı olmaması, üretici pazaryerinin geleceğinin belirsiz oluşu ve yazın Ankara’nın neredeyse boşalması sebebiyle, TADYA olarak bütün Türkiye’ye kargo seçeneği üzerinde duruyoruz. Bir de işlenmiş ürünleri çoğaltarak raf ömrünü ve birim ürün değerini artırmayı planlıyoruz. İletişim, alıcılarla ilişkiler, sipariş toplama ve ödeme takibi gibi konular da zaman isteyen önemli konular.

Köye yapılan turları sürdürmeye niyetliyiz. Ama şöyle bir tuhaflık var: Yıl boyunca, düzenlenecek ilk gezide köye gelmek istediğini söyleyen onlarca kişi oldu. Mayıs ortasında bir gezi düzenledik. Üstelik katkı olarak 50 TL gibi görece düşük bir rakam belirledik. Yine de 27 kişilik aracı dolduramadık. Sıradaki gezi ne zaman olacak bilmiyoruz ama belli olunca duyuracağız.

Kır Çocukları ekibi olarak da üretim çalışmalarımız sürüyor.

DSC02471   DSC02481    

Mayıs ayı merhemler ve diğer bitkisel ürünler için doğada bolca malzeme bulabildiğimiz bir zaman. Bitki toplama ve üretim için az zamanımız oldu ama yine de yabani gül (kuşburnu) çiçeği merhemi, mürver çiçeği merhemi, sinirliot merhemi ve aynısafa merhemi yapabildik. Az miktarda bazı yeni ürünler de yaptık: sirke tentürleri (yapışkanotu, yabani sarımsak, kırmızı yonca, şahtere, yabani marul), mürver şurubu, melisa şurubu, sinirliot şurubu. Bu bitkilerin bazılarından fotoğraflar aşağıda. Acaba hangi resim hangi bitki?:

DSC02315   DSC02306   DSC02324
DSC02314   DSC02318   DSC02310

Bitkileri fırsat buldukça ODTÜ arazisinden, trafiğin olmadığı yerlerden, doğal alanlardan topluyoruz. Bu arada Ankara’da muhteşem bir bahar yaşanıyor. Her yer binbir çeşit otla ve çiçekle bezeli. İşte ODTÜ’de orman kıyısından bir fotoğraf. Keskin kokulu aromatik bir ot, adını bilmiyorum:

DSC02484

Kır Çocukları’nde şu sıralar bir de Şiddetsiz İletişim Seminerinin  ve Ekolojik Yaşam ve Toplum Günleri‘nin tatlı telaşı var. Yeterli katılım olsun diye duyurular yapıp duruyoruz…

Çalışmalarımızın bir sürü boyutu var. Sürekli kendimizi geliştiriyoruz, yeni koşullara uyum yeteneğimizi ve esnekliğimizi artırmaya çalışıyoruz. Tahakküme dayalı merkezi sistemlere bağımlılığımızı olabildiğince azaltmaya, kendi aramızda ve çevremizde anlayış ve sevgiye dayalı verimli ilişkiler geliştirmeye, doğanın içinde yaşamaya ve doğayla birlikte üretmeye çalışıyoruz.

Şimdiye dair sevincimizi ve geleceğe dair umudumuzu canlı tutuyoruz…

Kenar | Posted on by | Yorum yap

Çağrımız

Tahtacıörencik Köyü Doğal Yaşam Kolektifi olarak sizlere çağrımız var:

  • Ankara’nın bir köyünde üretilen doğal besinlerle sağlıklı beslenmek,
  • Gerçek gıdaya aracısız şekilde erişerek üreticilere destek olmak,
  • Doğayla uyumlu, çevreye zarar vermeyen, maliyetlerini dışsallaştırmayan üretim biçimlerini desteklemek,
  • Eşsiz doğasını, tertemiz deresini, geleneksel üretimlerini koruyup geliştirmek isteyen bir KÖY ile tanışmak ve insanları ile dayanışma içinde olmak,
  • Ankara’nın en temiz akarsularının biri olan Süvari Çayı üzerindeki bir HES planına karşı mücadele eden yerel halkı desteklemek,
  • Gıda üretim süreçlerinin bir parçası olmak, salt tüketici olmak yerine bir eş-üreticiye dönüşmek,
  • Doğayı ve köy yaşantısını özlediğinizde gidebileceğiniz yer seçeneğine sahip olmak,
  • Kırsal alanda özgün bir ekolojik gelişim modelinin oluşmasına katkı vermek

isterseniz,

TADYA üreticileri ile tanışın ve doğal ürünlerini talep edin….

Ve bu çağrımızı yaygınlaştırın…

Köyümüzün doğal ürünlerini sizlerle aracısız bir şekilde buluşturmayı hedefliyoruz. Bütün TADYA ürünlerimizde Doğal Besin, Bilinçli Beslenme (DBB) Grubunun Doğal Ürün Ölçütleri‘ni titizlikle gözetiyoruz. Bizlere her türlü sorunuzu iletebilir, üretim alanlarını ziyarete gelebilir, üretim süreçlerine katılabilirsiniz. E-posta adresimiz: tadya.bilgi@gmail.com

Doğal çevreyi ve insan sağlığını gözeten yöntemlerle ürettiğimiz sebzelerimiz ve diğer doğal ürünlerimizle ilgili, ayrıca köy gezileri ve atölye çalışmalarıyla ilgili duyuruları almak için aşağıdaki e-posta listesine katılabilirsiniz (listeye üyelikle ilgili zorluk yaşarsanız bize yazın):

https://groups.google.com/d/forum/tadya ( e-posta duyuru listesi)

TADYA’nın da dahil olduğu ‘Doğal Besin, Bilinçli Beslenme’ (DBB) grubu hakkında bilgi ve gruba katılım için:    www.ankaradbb.wordpress.com

TADYA ile ilgili sorularınız ve önerileriniz için:   tadya.bilgi@gmail.com

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

Şubat 2014, Tahtacıörencik’ten haberler

Tahtacıörencik Köyü ve çevresinde neler oluyor; biraz anlatalım.

Dün, yani 3 Şubat Pazartesi günü, köy olarak yaptığımız çalışmaların yaygınlaşması için Güdül ilçe merkezinde bir bilgilendirme ve sohbet topantısı düzenledik. Başlık: Güdül’de Organik Tarım ve Doğal Üretim: Tahtacıörencik Köyü Örneği. Kendi köylülerimiz (15 kişi kadar) dışında merkezden ve başka köylerden de yaklaşık 10 kişi vardı. Güdül’de doğal/organik tarım potansiyeli yüksek. Su kaynaklarının çoğunun (Kirmir Çayı dışında) ve topraklarının büyük bölümünün temiz olması, arazilerin endüstriyel tarım için yeterince büyük olmaması va halkın girişimci karakteri gibi avantajlar var. Toplantıda doğal üretimin yöntemleri, zorlukları ve fırsatları üzerine konuştuk. Şimdilerde Güdül’de de yerel seçim hazırlıkları var. Belediye başkan adayları köy olarak yaptığımız işleri ilgiyle izliyorlar. Kaymakam Fatih Bey desteğini sürdürüyor. İl Özel İdaresi aracılığıya bu yıl üç çiftçimiz (Köyümüzün öncü sebzecisi Necati Cebeci, Oğuz Aygün, İbrahim Duran+Hüseyin Araç) 500 m2’lik birer sera için destek alıyorlar. Seralardan biri kuruldu, ikisi yolda. Tabi ki seralarda da doğal üretim (ilaçsız, yapay gübresiz, geleneksel ıslahla elde edilmiş yerel veya yerele uyumlu tohumlarla) yapılacak. Seralar güvenilir sebze fidesi ihtiyacımıza da yanıt verecek. İlçe Tarım Müdürlüğü aracılığıyla yakında köylülere serbest gezen yumurta tavuğu desteği de verilecek.

Dün akşam geç saatlerde ise Tahtacıörencik Köyü kahvesinde bir karşılıklı bilgilenme, değerlendirme ve planlama toplantısı yaptık. Doğal üretimlerin nasıl artabileceğini, DBB grubunu, doğal üretim ölçütlerini, aracısız satış kanallarının nasıl çoğalabileceğini, kırsal turizmi, adıyla anmasak da permakültürü, köyün 3, 5, 10, 50 yıl sonra nerede olabileceğini konuştuk. HES davasındaki son durumu gözden geçirdik.

Köyün geçen sezonki doğal sebze üretim tecrübesi çok yararlı oldu. Küçük ölçekli ekolojik çiftçiliğin gerçekten de uygulanabilir, sürdürülebilir ve anlamlı bir vizyon olabileceğini hep birlikte gördük. Bir yıl önce akla gelmeyecek konularda planlar, projeler yapmaya başladık. Bir köy kooperatifi konusu bile konuşulmaya başlandı. Her halükarda önümüzdeki sezonda köyümüzde ciddi bir üretim artışı ve ürünlerde daha fazla çeşitlilik bekliyoruz.  

Geçen haftaya gidelim. 29-30 Ocak’ta, Buğday Derneği’nin Yalova’da düzenlediği Çiftçi Eğitimi’ne katıldık. “Tohum Takas Ağı” projesi ile ilgili bir eğitimdi: http://yasasintohumlar.org/?page_id=28. Geçen yılın Ocak ayındaki eğitime TADYA’dan İbrahim Duran ve Hüseyin Araç ile birlikte ben gitmiştik, Özgen de kısmen katılmıştı. Bu sefer Özgen, ben, Hüseyin, Merve, İbrahim ve Oğuz oradaydık. Ana konu tohumdu. Önemi malum. Fakat ekolojik üretim ve ekolojik yaşam felsefesiyle ilgili de çok şeyler paylaştık.

Birkaç hafta içinde Ankara’daki Köy Derneği’nde ve şehir merkezinde, köylülerimizle ve özellikle gençlerle bir araya gelmek için fırsatlar yaratmaya çalışacağız. Köyde el birliğiyle yapmak istediğimiz daha çok şey var. Kimbilir, belki de Tahtacıörencik Köyü Türkiye’de, kırsal alana tersine göçün öncülerinden ve örnek alanlarından biri olacak.

Şu anda köyde TADYA (Tahtacıörencik Doğal Yaşam Kolektifi) şemsiyesi altında yer alan, yani DBB’nin doğal üretim ölçütlerini içselleştirmiş olan üreticiler arasında biz Kır Çocukları (Temürcü’ler ve Özgen), Duran ailesi (Necati-İbrahim-Nursemin), Araç ailesi (Hüseyin ve Merve) ve doğal arıcılıkta çok başarılı olacağına inandığımız arkadaşımız Cemal Ersin var. Şimdiden Oğuz Aygün ve eşini de dahil ettik. Köyün içinden, baştan beri çalışmalara destek veren, birlikte çalıştığımız çok sayıda dostumuz da var. Küçük bir grup olsak da köyün geleceğini güzel şekilde etkileyeceğimize ve başka yerlerde de tekraranabilir bir örnek oluşturacağımıza inanıyoruz. Çünkü çevremizde bizimle aynı idealleri paylaşan, aynı doğrultuda çaba gösteren çok sayıda insan var. Yani sizler: Köyümüzü ziyarete gelen, atölye çalışmalarımıza katılan, köyün doğal ürünlerini talep eden, edinmek için çaba sarfeden, somut bir hareket yapmaya fırsat bulamamış olsa bile gönülden desteğini hissettiğimiz, başka yerlerde ve başka alanlarda ekolojik dönüşüme katkı veren, bu dönüşümün parçası olan dolu insan. Her biri birer dünya. Bir de köyün içinde ve Güdül genelinde yapılanları izleyen, sürece katılmaya hazır pek çok insan.

TADYA’nın doğal üretim ve aracısız satış kapasitesini artıracak çalışmalar da yapıyoruz şu sıralar. Eve teslim doğal ürün organizasyonlarına Duran ailesinin dışında Merve ve Hüseyin Araç’ın ürünlerini de dahil etmeye başladık. Ürünlerimizin çok talep göreceğine inanıyoruz. Örneğin; doğal tarımla üretilmiş yerel buğdaydan, güzel bir dere üzerindeki bir taş değirmende öğütülerek elde edilmiş tam buğday unundan, geleneksel ekşi maya ile (tarhana mayası) yapılmış bir ekmeği veya bazlamayı kim istemez? TADYA olarak bütün ürünlerimiz bu nitelik düzeyinde olacak. Elbette, böyle bir “gerçek gıda” üretiminin maliyetleri ve son ürün fiyatları ile ilgili önemli meseleler var. Bunları da sizlerle imkan buldukça payaşacak ve birlikte çözümler geliştirmeye çalışacağız. 

Şubat ortasında bütün DBB üreticileri adına uygun bir kargo anlaşması yaparsak, Ankara’ya ve Türkiye’nin her yerine öngörülebilir maliyetlerle düzenli kargo gönderimine de başlamayı umuyoruz. Doğal çevreyi ve insan sağlığını gözeten yöntemlerle ürettiğimiz sebzelerimizi ve diğer doğal ürünlerimizi, uygun ve öngörülebilir taşıma maliyetleriyle Türkiye’nin her yerine gönderebileceğiz. Henüz kargo anlaşması yapmaya zaman bulamadık ama şimdiden ürünleri kargo ile gönderebilir durumdayız. Ürün duyurularını almak ve sipariş verebilmek için aşağıdaki e-posta listesine katılabilirsiniz (listeye üyelikle ilgili zorluk yaşarsanız tadya.bilgi@gmail.com adresine yazabilirsiniz):

https://groups.google.com/d/forum/tadya ( TADYA e-posta duyuru listesi)

Bir haber daha: 2014’te IFOAM Dünya Organik Kongresi’nin ev sahipliğini ve organizasyonunu Buğday Derneği yapıyor. Kongre 13-15 Ekim’de İstanbul’da,  http://www.owc2014.org/?lang=tr. IFOAM = Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu. Bu kongre öncesinde (11-12 Ekim) İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde bir dizi ön konferans olacak. Bunlardan biri de “Gıda Toplulukları Oluşturmak” başlıklı bir konferans. Ulusal bir toplantı diye yola çıkıldı ama birden uluslararası bir nitelik kazandı. Dernekten arkadaşlarımızın davetiyle, organizasyona ben de (Ceyhan) katkı vereceğim. Tabi hikmet DBB grubunda; Türkiye’deki başarılı “katılımcı onay sistemi” uygulamalarından biri olması dolaısıyla. Ben de içerik organizasyonu dışında özellikle DBB’yi temsilen orada olacağım. DBB’den ve köyümüzden başka katılımlar da olur belki… 

Tahtacıörencik Köyü diyince, güzelim Süvari Çayı üzerinde planlanmış olan HES projesiyle ilgili son durumdan da kısaca bahsetmek istiyorum. Geçen yıl Köy Tüzel Kişiliği tarafından açılan ve başarıyla yürütilen bir davanın ardından projeyle ilgili verilmiş olan “ÇED Gerekli Değildir” kararı iptal edilmişti. Şirket bunun üzerine “ÇED Olumlu” kararı almak üzere Çevre Bakanlığı’na başvuruda bulundu ve bir ÇED süreci başlattı. Bu arada garip (yani hukuğa aykırı) bir şekilde, ÇED süreci sonlanmadan ve hatta başlamadan önce, çay kıyısındaki bir dizi arazi için Bakanlar Kurulu’ndan acil kamulaştırma kararı çıktı. Bu karara karşı bir köylümüz dava açtı ve dava süreci devam ediyor. Önümüzdeki süreçte (tahminimizce Nisan veya Mayıs), Çevre Bakanlığı projenin ÇED Raporunu’nu halkın bilgisine sunacak. Bu dönem için DSİ’ye ve Bakanlığa hitaben bir kampanya hazırlığı içindeyiz; sizleri haberdar edeceğiz. Buna rağmen “ÇED Olumlu” kararı çıkarsa yine hukuksal mücadele yolunu kullanacağız. Köy bu son davayı da kazanırsa HES projesi tümden iptal olur. Projenin ne kadar akıl dışı olduğunu, gerçekleşmesi halinde sosyal, çevresel ve kültürel etkilerinin ne kadar yıkıcı olacağını uzun uzun anlatmaya gerek görmüyorum. Önümüzdeki süreçte bu bilgileri sizlerle paylaşacağız.            

Biz Kır Çocukları (Temürcü ailesi ve Özgen) özelinde ise; köyde daha fazla zaman geçirmeye yönelik adımlarımız var. Köyden bir arkadaşımız (Mustafa Cebeci) kullanılmayan bir bir evini bize tahsis etti. Bu evin bize sunacağı imkanları kullanarak köydeki üretim faaliyeterine daha fazla katılmayı, Özgen’in Duran ailesine emanet ettiği inekler için daha iyi yaşam şartları sağlamayı, bahardan itibaren köyde geziler ve atölye çalışmaları düzenlemeyi, Duran ailesiyle birlikte çeltik ve sebze yetiştirmeyi, veee… kendimize saman balyasından bir çiftlik evi yapmayı planlıyoruz. Çiftliğimiz için de permakültür ilkelerine uygun, ekolojik bir tasarım yapacağız. Bu alanı nasıl mı hayal ediyoruz?: Bize yaşam ve üretim alanları sunacak bir yer, katılımcı çalışmalara imkan sağlayacak bir yer, çocuklar başta olmak üzere herkese köy ve doğa deneyimleri sunabilecek bir yer, ekolojik yaşam atölye çalışmaları için mekan sağlayacak bir yer, çevresinden ilham alan ve çevresine ilham veren bir yer… Tabi bu proje için epey bir maliyet söz konusu. Bir yandan üretip  ve birlikte üretip satarak kendimize gelir oluşturmaya devam edeceğiz. Ama şimdiden haberiniz olsun; sizlerden gelebilecek her türlü desteğe de açık olacağız: Malzeme, para, işgücü, … Şimdilerde bu projeyi çok dikkatli şekilde planlamaya çalışıyoruz. Paylaşımlarımız ve destek çağrılarımız için ayrı bir Blogumuz bile var! Yakında güncemizi de yazmaya başlayacağız:  http://ciftlikevi.wordpress.com    

Haberleri uzun zamandır yazmayınca epey uzun oldu. Bundan sonra fazla ara vermeyelim en iyisi.

TADYA’dan
Ceyhan

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap

TADYA’dan Haberler – Sebze üretimi tecrübesi

Köyümüzdeki sebze üretimiye ilgili son bilgileri sizlere sunmak istedik. Cumartesi günkü (21 Eylül) köy gezimize katılabilirseniz birinci elden bilgi edinebilir ve sebze tarlalarını ziyaret edebilirsiniz. Orada bulunmanız ve üreticilerle görüşlerinizi paylaşmanız TADYA için önemli bir destek olacaktır: 21 Eylül Cumartesi – Gezi bilgileri ve katılım formu. (Gezinin başında, yeni ziyarete açılan Güdül İnönü mağaralarına da kısa bir ziyaretimiz olacak.)

Bu yıl köyümüzde grup sertifikası ile organik tarım çalışması başlatıldı. Birkaç deneyimli sebzeci (başta Necati Cebeci ve Oğuz Aygün) ile birlikte, daha önce bu ölçekte tarım yapmamış olan aileler de (başta Araç, Duran ve Keskin aileleri) Süvari Çayı kıyısında tarıma başladılar. Sürecin nasıl ilerleyeceğini hepimiz merak ediyorduk.

Herhalde geceleri fazla serin olmasından, bu yıl sebzelerin olgunlaşması çok uzun sürdü. Ağustos ortasından bu yana köyün organik sebzeleri ve diğer ürünleri (yumurta, meyveler, yaprak sarması vs) Ayrancı Üretici Pazarı’na ve Ayrancı Organik Pazarı’na (sadece sebzeler) geliyor. Nursemin-İbrahim ve fırsat buldukça Merve-Hüseyin Çarşamba günleri Çiğdemim Derneği’nin bahçesinde de satış yapıyorlar. İmkanlar ölçüsünde siparişleri evlere de bırakıyorlar. Diğer üreticiler ürünlerini genellikle köy içinde veya civar köylerde değerlendiriyorlar.

Inline image 1   Inline image 1  Inline image 2  Inline image 4
Daha pek çok güzel fotoğraf için bkz: Tahtacıörencik 2013 Organik SebzeleriBu arada; yukarıdaki üçüncü fotoğraf ‘ikiz dev alaca domates’. Ağırlığı 1250 gr idi. Dört yıldır kendi aldığımız tohumlardan, Kaş’tan gelen bir yerli domatesin torunu. Bu domatesten gelecek sezon için yine tohum aldık. Şu anda tarlalarda 4 yıldır tohumlarını koruduğumuz domates çeşitlerinden Yeşilöz Pembe, Yeşilöz Kırmızı Halkalı, Kaş yerli alaca, Kırşehir iri pembe gibi pek çok çeşit var. Bu yıl aldığımız tohumlardan bir görüntü:

Inline image 5

Bu yıl sebzede yaşanan en büyük sorun hasatın en çok olduğu dönemde (Ağustos ortası-Eylül ortası) Ankara’daki alıcı kitlesinin tatilde olmasıydı. Bu dönemde önemli pazarlama sıkıntısı oldu. Üreticiler yapabildikleri ölçüde kurutma, salça, turşu yaptılar. Şu anda ise talep iyi düzeyde ama hasat miktarında azalma var. Sebzelerin ortalama fiyatları şöyle: Domates 3 TL, Biber 3.5 TL, Patlıcan 4 TL, Fasülye 4 TL, Tomatillo 5 TL, Hıyar 2.5 TL…

Bu fiyatların yüksek olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Sonuçta bir markete girdiğimizde kilosu 1 TL’ye oldukça güzel görünümlü domatesler alabiliyoruz. Bazen tatları da fena olmayabiliyor. Aracısız bir satış olmasına karşın, neden köyün domatesinin fiyatı bunun %300’ü? Bunun cevabı için önce, doğal ürün talep eden alıcıların beklentilerine bakalım:

  • Yerel çeşitler, güvenli geleneksel tohumlar olsun.
  • Zirai gübreler ve kimyasal ilaçlar kullanılmasın. Temiz çevrede, temiz toprakta, temiz suyla üretim yapılsın. Doğal yaşama zarar verilmesin.
  • Çok büyük alanlarda monokültür olmasın (zira monokültürle ekolojik tarım olmaz).

Domatesi örnek alıp, konvansiyonel/büyük çaplı ve doğal/küçük ölçekli üretimi karşılaştıralım. Bu vesileyle köydeki sebze üretiminde yaşananlara da değinmiş olalım: 

  • Bizim yaptığımız gibi yerel domates tohumlarını bulup koruyabildiğimizi varsayalım. Bunlar çok güzel ve lezzetli domatesler. Fakat verime bakarsanız, teknoloji harikası ticari hibrit domateslerin en iyi ihtimalle yarısı kadar ürün hasat edersiniz. Üstelik şekilleri düzensiz olduğundan, kabuğu da ince olup fazla dayanmadığından bazıları satılamadan elinizde kalır.
  • Destekleyici ve koruyucu kimyasallar kullanmazsanız mutlaka ürün kaybı yaşarsınız. Bir hastalık veya zararlı ortaya çıktığında şanslı iseniz bitkilerinizin sadece bir kısmı etkilenir. Bazen de bütün bitkilerinizi kaybedersiniz. Örneğin İbrahim ve Nursemin’in patlıcanları Eylül başında hastalandılar ve birer birer ölüyorlar. Ev yapımı doğal ilaçlar bir ölçüde etkili olabilir ama yapılması ve uygulanması zordur. ‘Organik tarım ilaçları’ ise çok pahalıdır. Oysa konvansiyonel tarımda görece ucuz kimyasal ilaçları her aşamada kullanabilirsiniz (tohum saklama, toprak hazırlığı, fide koruma, çiçeklenme ve meyveye durma, meyve koruma). Bu uygulamalar ağır ekolojik maliyetler getirse de ürün kayıplarını minimize eder.
  • Büyük alanlarda monokültür yapıldığında ekolojik tarım yapma imkanı yoktur veya çok sınırlıdır. Toprağa ve çevreye zarar veren yöntemler ve kimyasal girdiler kullanılması zorunlu olur. Bu gtr tarım işletmeleri düşük ücretlerle işçi çalıştırabilir veya ürünlerini değerlendiremeyen küçük çiftçilerden çok ucuza ürün ‘kapatabilir’. Kısaca, hem doğa sömürüsü hem de emek sömürüsü yoluyla maliyetleri azaltma ve dışsallaştırma imkanı vardır. Ürün miktarının fazla olması sayesinde birim başına kar marjı da düşük tutulabilir. Bu sayede toptancılar ve aracılar söz konusu olsa bile son ürünlerin fiyatı görece düşük olabilir.
  • Kimyasal tarım ilaçlarının bu kadar yaygın olduğu ve olağan karşılandığı bir ülkede doğal/organik tarıma geçmek cesaret ister. Her üretici kendine özgü zorluklarla karşılaşır. Uygun ekolojik mücadele yöntemlerini bulması, arazilerinde doğal dengenin oluşması ve iyi bir verime ulaşılması yıllar alır. Organik sertifikasyon söz konusu ise bunun da bir dünya masrafı olur. Tahtacıörencik’te, bazıları tecrübe eksikliğinden kaynaklanan pek çok sorun yaşandı. İşlerin yoğunluğundan ve kaynak eksikliğinden dolayı arazinin çitle kapatılması epey gecikti. Keçiler fasülyelerin çoğunu yediler. Domuzlar biberlerin büyük kısmını tahrip ettiler ve yerli tohumlardan ektiğimiz mısırların hepsini, saplarıyla bereber yediler. 

Güvenilir tohumlarla doğal sebzeler üreten bir çiftçi, endüstriyel tarımın dev üretim hacmiyle, maliyetlerini dışsallaştırma potansiyeliyle ve (hadi sahte demeyelim) düşük nitelikli ürünleriyle nasıl fiyat rekabetine girebilir?

Üstelik, konvansiyonel/endüstriyel ürünlerin doğal olanlara göre ‘ucuzluğu’ nelere mal olur? Besleyicilik ve şifa değeri düşük ürünler, sağlık riskleri, zehirlenen toprak ve su, emekleri sömürülen tarım işçileri, kaybolan biyoeşitlilik ve gıda güvenliği, tohum şirketlerine bağımlı hale gelmiş çiftçiler… Saymakla bitmez. Bu önemli ve zorlu konuyla ilgili bir yazıyı daha önce sizlerle paylaşmıştık: Gerçek Gıda Ucuz Olabiilir mi?

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum yap